14 Nisan 2009 Salı

Adını sen koy!!!!!!!!

Milyonların okuduğu bi blogum olsun istiyorum..İzleyicilerim olsun yüzbinlerce..
Herkes hayraın olsun yazdıklarıma...Mesela Serdar Turgut benden bahsetsin bir hafta boyunca yazılarında...
Ben cümlelerin sonunda noktaları bol bol kullanıyorum diye TDK bu dilbilgisi kuralını değiştirsin ve hatta bu değişikliği Hakkı Devrim bile desteklesin istiyorum...
Halil Koçak benim yaşımdaymış.Süper şarkı sözleri yazıyor.Piyasa ama olsun.Kendisini kıskanıyorum..
Türkan Saylan gibi hayran olduğum bir kadını bile "Ergenekon-Her yere kon"cu olarak zan altına soktular,kınıyorum..
Ferhat Göçer'in sesini bi seviyorum bi sevmiyorum.Ne tarafa daha yakınım karar veremiyorum..
Okul yıllarını hatırlıyorum, özlüyorum..
Bu ara çok güzel şeyler olacak, hissediyorum.
Zuhal Olcay, bence sesiyle değil kalbiyle şarkı söyleyen bir kadın.Her dinlediğimde daha bi hayran oluyorum..
Zeynep Dizdar bile Erol Köse'nin eline düşünce ne hallere girdi, şaşırıyorum..
Öğrenecek, görülecek, yaşanacak ,şaşılacak,tadılacak ne çok şey var..
Düşündükçe heyecanlanıyorum..
Ben bu hayatı, herşeyiyle çok seviyorum:))))

13 Nisan 2009 Pazartesi

Aptal bulutum için !!

Bu son seslenişim sana,
Sen bunu da asla okumayacaksın. Günlüklerime, boş kâğıtlara, oraya buraya senin için ya da sana yazdığım her şey gibi bunu da okumayacaksın.Ama bu son mektubum. Son sözlerim...

Görür görmez bir yağmur başlamıştı içimde sanki. Sen bir bulut oldun, gittiğim her yere benimle gelen koca bir bulut...
İlk sarhoş olduğumda seni anlattım, sana ağladım. İlk senin resmini sakladım. İlk seni öptüm. İlk ağır yaramı senden aldım.Hep bekledim inatla. Her şeye rağmen inanmaya devam ettim ve bekledim. Körü körüne ve büyük bir umutla, kalbime göre kocaman bir aşkla bekledim.
Yıllar geçti böyle. Büyüdüm.Zamanla umutların omuzları düştü. Ama yağmur aynı yağmur, bulut aynı bulut. Oyalandım başka yollarda, yeni tatlar keşfettim ara ara. Ama değişmedi işte. Yine sırılsıklamdım her yolun sonunda.
Utana sıkıla ve pişmanlıkla geldin kaç kere.Her gelişinde daha bir ürkekleştim, daha çok kırıldım ama açtım o kapıyı işte.Her söylediğini doğru saydım, her bakışını aşktan saydım, her sözünü bana saydım. Çünkü âşıktım. Yaklaştım yamacına, ürkekliğimin sebebi olan yaralarımı gösterdim sana, istedim ki sen sar. Elinden olsun ilacım. Eskisi gibi olmasa da senin elinden iyileşsin. Ama sen sana doğru attığım her adımda uzaklaşmayı marifet saydın. Ettiğim her sözü başka anladın. Yaraları iyileştirmek şöyle dursun üflemedin bile. Parmak basıp kaçtın.

Canım, aşkım, bir tanecik sevgilim, güzel gözlüm...
Bundan sonrası çok zor olacak senin için. Sonraki gelişinde açılmayacak bu kapı. Hatta sana duvar artık burası. Ama sen seçtin bu acıyı. Bile isteye, sonunda geleceğin yerin burası olacağını bile bile yine bensizliği seçtin.

Bugün içimde son yağmur yağdı, o bulut kayboldu.
Bugün yaz geldi bana.
Darısı senin bitmeyecek kışlarına...

7 Nisan 2009 Salı

.....

Pek cahildim dünyanın alaca rengine kanıverdim.
Hayale aldanıp ucundan yanıverdim.
Allahtan erken ayıverdim.
Eza etmem özüme bundan sonra hiçbir kahir uğruna.
Evvel ben miyim ki solayım hayırsız bir zahir uğruna!

(Neşet Ertaş'ın "Evvelim sen oldun ahirim sensin " adlı türküsünden esinlenilmiştir:))

Arz ederim..

Dönme bir daha.
Dönüşün gidişlerine zincirli, gidişin dönüşlere gebe.
Ama her dönüşünde biraz daha kaybediyorum ben.
Elimde kalan en gerçek hayali yitiriyorum peyderpey.

Yetmiyor bildiğim kelimeler anlatmaya sana.

Özlediğim, beklediğim, aşık olduğu adam!
Ne olur bir daha dönme..
Çünkü tükeniyorsun her gidişinde.
Bırak, hep böyle aşık kalayım sana..

30 Mart 2009 Pazartesi

Öyle işte..

Şems'in gidişi,
Hüsnü'nün klarneti,
çamaşır makinesi,
mutfaktan gelen yemek sesleri,
Annemin ısrarlı pırasa baskısı,
belimdeki ince sızı,
ekranımın minik lekesi,
bir de biraz önce giden kardeşin başlamış olan özlemi..
Öyle işte..
Nasıl??

28 Mart 2009 Cumartesi

ters köşe..

“Evvel zaman içinde seni bir şey sandım.
Yüzüme bir dokun dedim, okşa saçımı sevme vakti şimdi.”

O kadar iyi hatırlıyorum ki hayatıma girişini. Her şeyin nasıl başladığını. Sesini ilk duyduğumda bahar gelmişti tüm evrene. Nevruz gibiydi, tam da nevruz zamanıydı. Kozalarından çıktı milyonlarca kelebek midemi, bedenimi teslim aldı.Kağıt kesiği gibiydi. Hızla, bir andan olupbitti. Kesilme anının sertliği kadar gerçekti gelişin. Kağıt kesiği gibiydi sonradan acıtan, sonradan kanatan…

“Kalbur saman içinde seni bir şey sandım.
İçinde ne varsa söyle köşemdeyim ben susma vakti şimdi”


Sesin gitgide daha yakından gelir oldu. Yakından ama çok yakından... Aydınlığına hayran oldum önce. Gürül gürül yaşayan bir adam vardı, heyecanlandım. O deli derinliğe dalmaya heveslendim, el yordamıyla öğrenmeye heveslendim. Dokunmak, tatmak hayatıma katmak istedim her şeyiyle... Uzanmalı mıydı acaba?

“Her günüm aynı tatları ayrı
Bir canım var benim, vakti dolar gider
Bak sabah ne kadar güzel ayla güneş bir arada”

Üstüme gelen yorgunluklardan, aynı duvarlardan, aynı odalardan, aynı insanlardan apayrı bir yerde ılık ılık haliyle içimi rahatlatan, ışıltısıyla canlandıran adam oldu birden bire.
Sabah uyanmak güzeldi. İşe gelmek güzeldi. Onlarca insanla telefonda konuşmak güzeldi. İçimden sızan ışık güzeldi. Mayalanan hamur gibi büyüdü gitgide, kapladı en derinimi. Sarıp sarmaladı. Karşı koymak gelmedi bile içimden. Sildim mesafeleri, unuttum bildiklerimi. Sevmeye soyundum durduğum yerden gölgesini bile göremediğim o adamı.

“İçimde bir sağanak dinmiyor bir türlü,
Koşmadan duramam hala yoruldum ama telaş vakti şimdi”


Tüm boşluklara yamadım sonra varlığını parça parça. Tüm umutları hayalleri bir edip yoluna diktim, mum ettim tek sıra. Utanmadım beklemekten, hizaya geçtim hatta. En başta durdum göğsümü gere gere. Gözlerim ufukta ha geldi ha gelecek… Güneş doğdukça çoğaldı, battıkça çoğaldı yoluna dikilen mumlar.
Eridik be adam yolunda…

“İçimde bir lodos tenim soğuk poyraz, denizin lacivertine dalıp gitmişim rüzgâr vakti şimdi”

Şimdi... Kalabalığı dağıtalı çok oldu. Ben geri adım almayı öğrendim. Heyecanlarımı yuttum. Heveslerimi susturdum. Sağ omzuma yasladım başımı, kıyılarıma vuran dalgaları sayıyorum. Tek beklediğim martı sesleri…


“Günün bir vaktinde seni bir şey sandım. Elimi bırakma dedim sıkıca sarıl gitme vakti şimdi...”

1 Mart 2009 Pazar

Güneş ne güzel de parlıyor:))

05.00 itibariyle kalkıverdim.Aslında çok önce uyanmıştım ama ne kadar debelendiğimi bilmiyorum tekrar kendimi uyutmak için.Dolu bir kafayla yatağa girince ben ve beynimdekiler hep birlikte yatağa sığamadığımız için böyle uyku problemleri yaşamaktayım bu ara.Gecenin bir yarısı aklımdakilerden biri fırt diye dışarı fırlıyor ve başlıyor ordan burdan dürtmeye; "Böyle yapsaydın bak bu böyle olurdu, bu olayda niye böyle dememiştin, burda niye böyle bi karar vermemiştin"...Gidiyoruz böyle ben huzursuzluktan kalkana kadar..Daha çok belli zaman dilimlerinde özgüven, dün dündür felsefesi ve kader anlayışının dibe çökmesi suretiyle ortaya çıkan "anaaaa!!Lan 26 oldun saçma sapan bi sürü şeyin peşinde koştun da bi hayalin içinde şöyle yürekten bi çaba göstermedin" esintisi geçiyor böyle en ürperteninden.Esinti deyip geçmeyiniz, kelebek etkisi diye bişey var değil mi?? Bir narin kelebeğin kanat çırpışı kadar esinti El Ninoları,Katrinaları, Hurrcaneları doğuruyor.İşte bu esintiydi, kasırgaydı,tayfundu,geçmişti,kariyerdi, yüzümü çevire çevire olsa da dönüp dolaşıp kucaklaştığım işsizlikti, bana doğanın lütfu olan hormonlardı derken böyle bir zihinsel eylemler silsilesi içinde buldum gecenin bir yarısı kendimi.
İş arıyorum efendim..Böyle yazıp çizebileceğim ,üretip kafama göre salladığım şeyleri insanların şahane bir esermişcesine karşılayıp takdir edeceği bir iş arıyorum.Yüzyıllardır diyar diyar arayıp, fersah fersah peşinde koştuğum ve artık ütopik bir hale gelmiş muradıma bu pek bi globalleşmiş kriz ortamında ulaşabilir miyim? Açıkçası bilimyorum.Ama hazır boş vaktim vve bol internetim varken çekim yasası çalışmaları suretiyle çözmeyi deneyeceğim bir de.

Aslında ben şanssızlıklarımdan bahsedecektim ya??Neyse bu daha iyi oldu sanki:))
E esen kalın o zaman...
(Başlığı yazmayı bitirdikten sonra attım.Ben asla uslanmayacak bir iyimserim!! )